Anadolu’nun UNESCO Adayı Selçuklu Hattı
Akdeniz’de Alanya, içerde Konya, kuzeyde Niksar, Orta Anadolu’da Niğde ve Doğu’da Ahlat…
Bugün bu hattın büyük bölümü, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi üzerinde:
- Alanya (2000’den beri)
- Konya – “Selçuklu Medeniyetinin Başkenti” (2000)
- Niksar – Danişment Başkenti (2018)
- Niğde Tarihî Anıtları (2012)
- Ahlat Selçuklu Mezarlığı ve Urartu–Osmanlı Kalesi (2000)
- Aynı hatta bağlı Eshab-ı Kehf Külliyesi de 2015’te listeye girmiş durumda.
Yani burada gezdiğin her taş, yalnızca yerel tarih değil, dünya mirası adayı bir hikâyenin parçası.
1. Alanya: Akdeniz’de Bir Selçuklu Liman Kalesi 🏰🌊
Bugün turistik bir deniz tatili destinasyonu olarak bilinen Alanya, 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları için Akdeniz’e açılan baş kapıydı. Şehrin Selçuklu devrindeki adı Alaiyeydi ve özellikle Sultan I. Alaeddin Keykubad döneminde büyük bir donanma ve ticaret üssüne dönüştü.
Alanya Kalesi ve Tersane
- Yaklaşık 6–6,5 km’lik surlarla çevrili, denize uzanan bir yarımada üzerindedir.
- Kale içinde Kızılkule (Kızıl Kule), Selçuklu tersanesi, iç kale, kilise–cami dönüşümleri ve sivil yapılar birlikte yer alır.
- Kale ve tersane alanı, 2000 yılından beri UNESCO Geçici Listesi’nde Alanya başlığıyla kayıtlıdır.
Buradaki tablo, klasik bir Selçuklu sahil şehrini gösterir:
Yukarıda kale ve sultanın ikamet alanı, aşağıda liman, tersane, çarşı ve mahalleler.
Bugün surların arasında dolaşırken, eski taş evlerin arasından açılan deniz manzarası, bir yandan modern turizmi, diğer yandan Orta Çağ’da Akdeniz ticaretini kontrol eden bir Türk limanının gücünü hatırlatır.
2. Konya: Darülmülk, Yani “Devletin Evi” 🕌
Konya, Anadolu Selçukluları’nın “darülmülk”ü, yani başkent şehriydi. Türkler şehrin önüne ilk kez 1069’da Afşin Bey komutasında gelir; kalıcı Türk hâkimiyeti ise Malazgirt sonrası, büyük olasılıkla 1073 civarında sağlamlaşır.
Bugün Konya, UNESCO Geçici Listesi’nde “Selçuklu Medeniyetinin Başkenti Konya” başlığıyla yer alıyor.
Alaeddin Tepesi ve Alaeddin Camii
Konya’yı okumaya en doğru yerden, Alaeddin Tepesi’nden başlamak gerekir:
- Tepedeki Alaeddin Camii, 12–13. yüzyıllar arasında kademeli olarak inşa edilmiş, Konya’daki en önemli Selçuklu ulu camiidir.
- İnşa süreci, Sultan I. Rükneddin Mesud döneminde başlamış, II. Kılıç Arslan, I. İzzeddin Keykavus ve I. Alaeddin Keykubad dönemlerinde tamamlanmıştır.
- Avlusunda, birçok Rum Selçuklu sultanının türbeleri bulunur; bu nedenle cami, adeta bir hanedan mezarlığı ve iktidar anıtı işlevi görür.
Konya’daki tablo, Alanya’dan farklı bir ölçek sunar:
Burada deniz yoktur, ama saray–cami–medrese–çarşı ekseninde kurulu bir başkent vardır. Konya’nın UNESCO adaylığı da tam bu nedenle: Selçuklu şehir ve saray mimarisini en iyi yansıtan merkez olarak görülür.
Eshab-ı Kehf Külliyesi: İnanç Rotasında Bir Düğüm Noktası
Konya hattını tamamlarken, bölgeyi Akdeniz’e ve Doğu’ya bağlayan önemli bir inanç durağı da karşımıza çıkar: Eshab-ı Kehf Külliyesi (Kahramanmaraş – Afşin).
- Külliyenin Türkler tarafından yapılan ilk yapısı, 13. yüzyıl başlarında inşa edilen ribat ve taçkapısıdır.
- Ribatın taçkapısı, tamamen geometrik bezemeyle çözülmüş ilk Selçuklu taçkapılarından biri kabul edilir.
- İlk yapıları, Anadolu Selçukluları döneminde Maraş Emiri Nusretüddin Hasan Bey yaptırır; sonrasında Dulkadirliler döneminde medrese, buk’a ve kadınlar mescidi eklenir.
Bu külliye, Konya merkezli Selçuklu coğrafyasının inanç turizmi – han–ribat – medrese eksenini, gerçek bir mekânsal örneğe dönüştürür.
3. Niksar: Danişmentlerin Başkentinden İlhanlı Mirasına 🏞
Niksar, tarih sahnesine özellikle Danişment Beyliği’nin başkenti olarak çıkar; bugün de UNESCO Geçici Listesi’nde “Anadolu Türk Beyliklerinin Erken Dönem Mirası: Danişment Başkenti Niksar” adıyla yer alır.
Selçuklu–Beylikler–İlhanlı çizgisini aynı şehirde okuyabildiğin nadir yerlerden biridir.
Çöreğibüyük Camii (Darü’l-Hayr Medresesi)
Niksar’ın merkezindeki Çöreğibüyük Camii, aslında bir İlhanlı dönemi tekke ve zaviye yapısıdır:
-
- yüzyılda İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han döneminde tekke–zaviye olarak yapılır.
- 1939 ve 1942 depremlerinde büyük zarar görmüş, 1957’de cami olarak yeniden düzenlenmiştir.
- Kareye yakın planlı, ortasında avlu ve avluya açılan mekânlardan oluşan bir düzene sahiptir; avluda sekizgen bir şadırvan bulunur.
- Taçkapısındaki diz çökmüş ceylan rölyefi ve “çörek”e benzeyen iki büyük rozet kabartma, yapının en dikkat çekici detaylarıdır; buradan gelen bir halk adıyla “Çöreğibüyük” denilmiştir.
Niksar’da bu yapıyı gezerken, bir yandan Danişment mirasını, diğer yandan Moğol hâkimiyeti (İlhanlı) sonrası Anadolu’nun nasıl bir İslam mimarisi ürettiğini aynı avluda görebilirsin.
4. Niğde: Kale İçinde Sade Bir Osmanlı Camii 🏰🕌
Niğde, Selçuklu ve beylik döneminde önemli bir idari merkez; Osmanlı döneminde de kale içi yerleşimi ile öne çıkan bir şehir. UNESCO Geçici Listesi’ndeki “Niğde Tarihi Anıtları” başlığı, kenti bir bütün olarak ele alıyor; bu bütün içinde Rahmaniye Camii önemli halkalardan biridir.
Rahmaniye (Kale) Camii
- Niğde kent merkezinde, Niğde Kalesi’nin içinde, şehre hâkim bir noktada yer alır.
- 1747 yılında, mevcut bir mescidin genişletilmesiyle, Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılmıştır.
- Dikdörtgen planlı, düz damlı camiler grubuna girer; kuzeyde üç gözlü son cemaat yeri, doğu köşesinde tek şerefeli minaresi vardır.
Mimarisi gösterişli olmaktan çok, sadelik ve oranlarıyla dikkat çeker. Bu özellikleriyle, Niğde’nin Selçuklu ve erken Osmanlı eserleri (Sungur Bey Camii, Hüdavent Hatun Türbesi vb.) ile birlikte okunduğunda, şehir “taşla yazılmış bir mimarlık ders kitabı” gibi görünür.
5. Ahlat: “Halads”tan Ahlat’a, Mezar Taşlarından Dünya Mirasına 🪦
Ahlat, Bitlis’in Van Gölü kıyısındaki tarihî ilçesidir ve Orta Çağ kaynaklarında bölgenin önemli bir merkezi olarak geçer. Şehrin adı bile başlı başına bir tarih dersi:
- Urartular bu kente “Halads”,
- Ermeniler “Şaleat/Şaliat”,
- Süryaniler “Kelath”,
- Araplar “Hılât”,
- İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” der.
Bu çok dilli yapı, Ahlat’ın Urartulardan Osmanlılara uzanan bir güçler koridoru üzerinde yer aldığını gösterir.
Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı
Bugün Ahlat’ın en çarpıcı simgesi, Selçuklu Meydan Mezarlığıdır:
- “The Tombstones of Ahlat the Urartian and Ottoman citadel” başlığıyla, 2000’den beri UNESCO Geçici Listesindedir.
- Yaklaşık 8.000’i aşkın mezar taşıyla, Türk–İslam dünyasındaki en büyük tarihî İslami mezarlık alanlarından biridir.
- Mezar taşları, anıtsal boyutları, kufi ve nesih hat örnekleri, geometrik ve bitkisel bezemeleriyle taş işçiliğinin zirve örneklerini sunar.
Akşam ışığında yükselen kızıl kahverengi mezar taşları, hem Selçuklu taşra sanatını, hem de Türklerin Anadolu’da kalıcılığını görsel olarak anlatır. Ahlat için Evliya Çelebi’nin “Dar-ı belâ – Oğuz taifesi şehri” ifadesini kullanması da boşuna değildir.
